Böbrek Yetmezliğinin Uyarı İşaretleri Nelerdir?
Kronik böbrek hastalığı, böbreklerin yapısında veya işlevlerinde sağlığı etkileyen bir bozukluğun üç ay veya daha uzun süre devam etmesi durumudur. Böbrek yetmezliği ise böbreklerin kanı süzme, vücuttaki fazla sıvıyı uzaklaştırma, elektrolit dengesini koruma ve metabolik atıkları vücuttan atma görevlerini yeterli düzeyde yerine getirememesiyle ortaya çıkan daha ileri bir klinik tablodur. Böbrek hastalıklarının önemli bir özelliği, özellikle erken dönemlerde belirgin şikâyetlere yol açmadan ilerleyebilmesidir. Bu nedenle kişi kendisini iyi hissederken bile böbrek fonksiyonlarında bozulma bulunabilir.
Böbrekler yalnızca idrar oluşturan organlar değildir. Kanın süzülmesi, sıvı ve elektrolit dengesinin korunması, kan basıncının düzenlenmesine katkı sağlanması, kırmızı kan hücresi üretiminde görev alan hormonların salgılanması ve kemik-mineral metabolizmasının desteklenmesi gibi birçok önemli görev üstlenirler. Böbreklerin süzme kapasitesi azaldığında bu işlevlerin bir veya birkaçı etkilenebilir. Böbreklerden yeterince uzaklaştırılamayan metabolik atıkların ve fazla sıvının vücutta birikmesi zaman içerisinde farklı belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir.
Birçok böbrek hastalığı ileri aşamalara ulaşıncaya kadar belirgin belirti vermeyebilir. Bununla birlikte böbrek fonksiyonlarının bozulduğunu düşündürebilecek bazı önemli uyarı işaretleri vardır:
1. Tansiyon yükselmesi. Böbrekler kan basıncının düzenlenmesinde önemli rol oynar. Böbrek fonksiyonları bozulduğunda hipertansiyon gelişebilir veya daha önceden var olan yüksek tansiyonun kontrolü zorlaşabilir. Bunun yanında uzun süre kontrolsüz seyreden hipertansiyon da böbreklerdeki küçük damar yapılarına zarar vererek böbrek hastalığının ilerlemesine yol açabilir. Bu nedenle böbrek hastalığı ile yüksek tansiyon birbirini etkileyebilen iki önemli sağlık problemidir.
2. İdrarda kan ve/veya köpüklenme. İdrarda gözle görülebilen ya da yalnızca laboratuvar incelemesinde saptanabilen kan bulunması böbrekler ve idrar yollarıyla ilişkili çeşitli hastalıkların belirtisi olabilir. İdrarda belirgin ve kalıcı köpüklenme ise özellikle idrarla normalden fazla protein kaybının bir işareti olabilir. Bununla birlikte her köpüklü idrar protein kaçağı anlamına gelmez. Kesin değerlendirme için idrar tahlili ve gerekli durumlarda idrar albümin/kreatinin veya protein/kreatinin oranı gibi testler yapılmalıdır.
3. Özellikle geceleri daha sık idrara çıkma; zor veya ağrılı idrara çıkma. Böbreklerin idrarı yoğunlaştırma kapasitesindeki değişiklikler bazı hastalarda gece idrara çıkma sıklığının artmasına neden olabilir. Bunun yanı sıra idrar yolları enfeksiyonları, prostat hastalıkları, taş hastalıkları veya idrar yollarındaki tıkanıklıklar da idrar yapma düzeninde değişikliğe yol açabilir. İdrar miktarında belirgin azalma veya hiç idrar yapamama ise özellikle ani gelişmişse daha hızlı değerlendirme gerektiren önemli belirtilerdendir.
4. Göz çevresinde, ellerde ve ayaklarda şişlik. Böbreklerin fazla tuz ve suyu yeterince uzaklaştıramaması vücutta sıvı birikmesine neden olabilir. Özellikle ayak ve ayak bileklerinde şişlik görülebilir. İdrarla fazla miktarda protein kaybedilen bazı böbrek hastalıklarında ise göz kapaklarında ve göz çevresinde, özellikle sabah saatlerinde belirginleşen şişlikler ortaya çıkabilir. Şişliğin böbrek dışında kalp, karaciğer, damar sistemi ve bazı hormonal hastalıklarla da ilişkili olabileceği unutulmamalıdır.
5. İştah kaybı, bulantı ve kusma. Böbrek fonksiyonlarının ileri derecede azalması durumunda vücutta biriken metabolik atıklar sindirim sistemi üzerinde etkili olabilir. Hastalarda iştah azalması, ağızda farklı veya metalik tat hissi, bulantı ve zaman zaman kusma görülebilir. Bu belirtiler özellikle ileri evre böbrek hastalığında daha belirgin olabilir.
6. Halsizlik ve yorgunluk. Böbrek hastalıklarında yorgunluğun birçok nedeni olabilir. Böbrek fonksiyonları azaldıkça metabolik atıkların vücutta birikmesinin yanı sıra kansızlık gelişebilir. Böbreklerin kırmızı kan hücresi üretimini destekleyen eritropoietin hormonunu yeterli miktarda üretememesi, kronik böbrek hastalarında aneminin gelişmesinde rol oynayabilir. Bu nedenle uzun süren halsizlik ve çabuk yorulma böbrek fonksiyonlarıyla birlikte hemoglobin gibi kan değerlerinin de değerlendirilmesini gerektirebilir.
7. Ciltte kuruluk ve kaşıntı. Özellikle ileri evre kronik böbrek hastalığında mineral metabolizmasındaki değişiklikler ve vücutta biriken bazı maddeler yaygın veya inatçı kaşıntıya neden olabilir. Cilt kuruluğu da bu yakınmaya eşlik edebilir.
Bu belirtilerin hiçbiri tek başına böbrek yetmezliği tanısı koydurmaz. Aynı şikâyetler farklı sağlık sorunlarında da görülebilir. Ayrıca böbrek hastalığının erken dönemlerinde hiçbir belirti bulunmayabilir. Bu nedenle özellikle diyabet, hipertansiyon, ailede böbrek hastalığı öyküsü, kalp-damar hastalığı veya daha önce böbrek problemi bulunan kişilerde yalnızca belirtilerin ortaya çıkmasını beklemek yerine düzenli böbrek fonksiyon kontrollerinin yapılması önemlidir.
Kronik Böbrek Yetmezliğinin Sebepleri Nelerdir?
Kronik böbrek hastalığının tek bir nedeni yoktur. Böbrek dokusuna, böbreğin damarlarına, glomerül adı verilen süzme birimlerine veya idrar yollarına uzun süre zarar veren farklı hastalıklar zaman içerisinde böbrek fonksiyonlarının azalmasına neden olabilir. Bazı böbrek hastalıkları sonradan gelişirken bazıları kalıtsal veya doğuştan olabilir. Böbrek fonksiyon kaybının nedeninin doğru şekilde belirlenmesi, uygulanacak tedavinin ve hastalığın ilerleme riskinin değerlendirilmesi açısından büyük önem taşır.
Diyabet, vücudun yeterli miktarda insülin üretememesi veya üretilen insülini etkili şekilde kullanamaması sonucunda kan şekerinin yükseldiği kronik bir hastalıktır. Uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, böbreklerde kanı süzen glomerüllerdeki küçük damarlara zarar verebilir. Diyabete bağlı gelişen böbrek hastalığı zaman içerisinde idrarda albümin kaybına ve böbreğin süzme kapasitesinde azalmaya neden olabilir. Bu nedenle diyabetli kişilerde kan şekeri kontrolünün yanı sıra serum kreatinin, eGFR ve idrarda albümin değerlendirmesi böbrek sağlığının takip edilmesi açısından önem taşır.
Yüksek tansiyon yani hipertansiyon, kronik böbrek hastalığının önemli nedenlerinden biridir. Kan basıncının uzun süre yüksek seyretmesi böbreklerin ince damarlarına zarar verebilir ve böbreğin süzme fonksiyonunu zaman içerisinde azaltabilir. Bunun tersine böbrek hastalıkları da vücutta tuz ve sıvı dengesinin ve kan basıncını düzenleyen sistemlerin etkilenmesi sonucunda hipertansiyon gelişmesine neden olabilir. Bu nedenle tansiyonun uygun şekilde kontrol altına alınması böbrek hastalığının ilerlemesinin yavaşlatılmasında önemli basamaklardan biridir. Aynı zamanda hipertansiyonun kontrol edilmesi kalp krizi ve inme gibi kardiyovasküler komplikasyonların riskinin azaltılması açısından da önemlidir.
Glomerülonefrit, böbreklerin glomerül adı verilen ve kanı süzmekle görevli mikroskobik yapılarını etkileyen hastalıkların genel adıdır. Farklı glomerülonefrit türlerinde idrarda protein, idrarda kan, yüksek tansiyon, ödem veya böbrek fonksiyonlarında azalma görülebilir. Bazı glomerüler hastalıklar kısa sürede ortaya çıkabilirken bazıları yıllar içerisinde yavaş ilerleyebilir. Hastalığın türüne göre ek kan testleri ve bazı durumlarda böbrek biyopsisi gerekebilir.
Polikistik böbrek hastalığı, böbreklerde çok sayıda kistin oluşmasıyla karakterize kalıtsal böbrek hastalıklarından biridir. Kistler zaman içerisinde büyüyebilir, böbreklerin boyutunun artmasına ve normal böbrek dokusunun giderek etkilenmesine neden olabilir. Hastalığın seyri kişiden kişiye farklılık gösterebilmekle birlikte bazı hastalarda böbrek fonksiyonlarında ilerleyici azalma ve ileri dönemde böbrek yetmezliği gelişebilir. Aile öyküsü bu hastalığın değerlendirilmesinde özellikle önemlidir.
Böbrek taşları toplumda sık görülen bir problemdir ve özellikle sırt, bel veya yan bölgede şiddetli ağrıya yol açabilir. Tek bir küçük böbrek taşı her zaman kronik böbrek hastalığına neden olmaz. Ancak tekrarlayan taş oluşumu, her iki böbreği etkileyen taş hastalığı, enfeksiyonla birlikte seyreden taşlar veya idrar akımını uzun süre engelleyen tıkanıklıklar böbrek dokusunda hasara yol açabilir. Böbrek taşlarının nedeninin araştırılması, uygun hastalarda metabolik değerlendirme yapılması, yeterli sıvı tüketimi ve kişiye göre düzenlenen beslenme veya ilaç tedavileri tekrarlama riskinin azaltılmasında yardımcı olabilir. Geçemeyecek kadar büyük veya idrar yollarında tıkanıklığa neden olan taşlarda ise ürolojik girişimler gerekebilir.
İdrar yolu enfeksiyonları, mikroorganizmaların idrar yollarına yerleşmesi sonucunda ortaya çıkar. İdrar yaparken yanma veya ağrı, sık idrara çıkma, idrar yapma ihtiyacında artış ve alt karın bölgesinde rahatsızlık gibi belirtiler görülebilir. Enfeksiyon mesaneden böbreklere ilerlediğinde ateş, titreme, bulantı ve yan-bel bölgesinde ağrı gibi daha ciddi belirtiler ortaya çıkabilir. Tekrarlayan böbrek enfeksiyonları, özellikle idrar yollarında yapısal bir problem veya idrar akımını engelleyen bir durum bulunuyorsa zaman içerisinde böbrek dokusunda hasara neden olabilir.
Doğumsal hastalıklar ve idrar yollarındaki yapısal bozukluklar da böbrek fonksiyonlarını etkileyebilir. Anne karnındaki gelişim sırasında böbreklerin veya idrar yollarının normal oluşmaması, idrarın böbrekten mesaneye akışında sorunlara neden olabilir. Örneğin mesane ile üreter arasındaki mekanizmanın düzgün çalışmaması sonucunda idrarın mesaneden böbreklere doğru geri kaçmasına vezikoüreteral reflü adı verilir. Özellikle tekrarlayan enfeksiyonlarla birlikte bulunduğunda böbrek dokusunda hasara yol açabilir.
İlaçlar ve toksik maddeler de böbreklerde hasar oluşturabilir. Özellikle bazı ağrı kesici ilaçların kontrolsüz, sık veya uzun süreli kullanılması böbrekler açısından risk oluşturabilir. Böbrek fonksiyonları zaten azalmış kişilerde ilaç dozlarının böbrek fonksiyonlarına göre ayarlanması ayrıca önem taşır. Bazı ilaçlar, toksik maddeler, ağır metaller, kimyasallar, tarım ilaçları ve bazı yasa dışı maddeler de çeşitli mekanizmalarla böbrek hasarına yol açabilir.
Bu nedenle kronik böbrek hastalığı saptandığında yalnızca kreatinin değerinin ne kadar yüksek olduğuna bakmak yeterli değildir. Hastalığın nedeninin, süresinin, idrar bulgularının, eGFR düzeyinin, albuminüri miktarının, tansiyonun ve hastalığın ilerleme hızının birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Kronik Böbrek Yetmezliği Nasıl Tespit Edilir?
Kronik böbrek hastalığının erken tespit edilmesi, hastalığın ilerleme hızını azaltabilmek ve olası komplikasyonları zamanında yönetebilmek açısından önemlidir. Böbrek hastalığının erken dönemlerinde hastanın herhangi bir şikâyeti olmayabileceği için tanıda kan ve idrar testleri önemli rol oynar.
Tek bir kreatinin veya eGFR sonucunun anormal olması her zaman kronik böbrek hastalığı bulunduğu anlamına gelmez. Kronik böbrek hastalığından söz edebilmek için böbrek fonksiyon veya yapı bozukluğunun genel olarak en az üç ay süreyle devam ettiğinin gösterilmesi gerekir. Bu nedenle hekim hastanın önceki tetkiklerini, mevcut hastalıklarını, kullandığı ilaçları, idrar sonuçlarını ve görüntüleme bulgularını birlikte değerlendirir.
Erken böbrek hastalığını ve böbrek fonksiyonlarındaki değişiklikleri belirlemek amacıyla yapılabilecek temel incelemeler şunlardır:
1. Kan kreatinin testi ve eGFR değerlendirmesi. Kreatinin kas metabolizması sonucunda ortaya çıkan ve büyük ölçüde böbreklerden atılan bir atık üründür. Kandaki kreatinin düzeyi böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılır. Ancak yalnızca kreatinin değerine bakmak yerine bu sonuç kullanılarak tahmini glomerüler filtrasyon hızı, yani eGFR hesaplanır. Güncel hesaplama yöntemlerinde serum kreatinin düzeyiyle birlikte yaş ve cinsiyet gibi değişkenlerden yararlanılır. Günümüzde kullanılan modern eGFR denklemlerinde ırka dayalı düzeltme yapılmamaktadır. Bazı hastalarda değerlendirmeyi daha doğru hale getirmek amacıyla sistatin C ölçümü ve kreatinin ile sistatin C'nin birlikte kullanıldığı eGFR hesaplamaları da tercih edilebilir.
GFR, böbreklerin kanı ne kadar etkili süzdüğünü değerlendirmeye yardımcı olur. eGFR'nin düşük bulunması böbrek fonksiyonlarında azalmayı düşündürebilir ancak sonuç mutlaka kişinin yaşı, klinik durumu, önceki ölçümleri ve diğer laboratuvar sonuçlarıyla birlikte yorumlanmalıdır. Özellikle ani gelişen böbrek fonksiyon bozukluğu ile kronik böbrek hastalığının birbirinden ayrılması önemlidir.
2. İdrarda protein veya albümin testi. Sağlıklı böbrekler kandaki proteinlerin büyük bölümünün idrara geçmesini engeller. Böbreğin filtreleme birimleri zarar gördüğünde özellikle albümin adı verilen protein idrara geçmeye başlayabilir. İdrarda albümin/kreatinin oranı (ACR) veya gerekli durumlarda protein/kreatinin oranının değerlendirilmesi, böbrek hasarının saptanmasında önemli bilgiler sağlar.
İdrarda protein bulunması böbrek hastalığını düşündürebilir ancak tek bir pozitif sonuç her zaman kalıcı böbrek hasarı anlamına gelmez. Ateşli hastalıklar, yoğun egzersiz, bazı enfeksiyonlar ve geçici fizyolojik durumlar protein atılımını artırabilir. Bu nedenle anormal sonuçların hekim tarafından değerlendirilmesi ve gerekli durumlarda testin tekrarlanması gerekir.
İdrar incelemesinde yalnızca protein değil; kan hücreleri, enfeksiyon bulguları ve idrar sedimentindeki diğer değişiklikler de böbrek hastalığının nedeninin anlaşılmasına yardımcı olabilir.
3. Görüntüleme yöntemleri. Ultrasonografi böbrek hastalıklarının değerlendirilmesinde sık kullanılan, radyasyon içermeyen önemli bir görüntüleme yöntemidir. Böbreklerin boyutu, şekli, parankim yapısı, kistlerin veya taşların varlığı ve idrar yollarında genişleme olup olmadığı ultrasonografi ile değerlendirilebilir. Böbreklerin normalden küçük olması bazı kronik böbrek hastalıklarında uzun süredir devam eden hasarı düşündürebilirken, polikistik böbrek hastalığı gibi bazı durumlarda böbrekler normalden büyük olabilir.
Klinik duruma göre bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme veya idrar yollarını ayrıntılı değerlendiren farklı görüntüleme yöntemlerinden de yararlanılabilir.
4. Böbrek biyopsisi. Her kronik böbrek hastasında böbrek biyopsisine ihtiyaç duyulmaz. Ancak böbrek hastalığının nedeninin kan, idrar ve görüntüleme yöntemleriyle kesin olarak belirlenemediği bazı özel durumlarda biyopsi tanı açısından önemli bilgiler sağlayabilir. Böbrek biyopsisinde genellikle ultrasonografi eşliğinde, ciltten özel bir iğne ile böbrek dokusundan küçük bir örnek alınır ve bu örnek patolojik olarak incelenir. Özellikle bazı glomerülonefritlerin ve sistemik hastalıkların böbrek tutulumunun tanısında biyopsi tedavi planının belirlenmesine yardımcı olabilir.
Böbrek hastalığının değerlendirilmesinde kan ve idrar tetkikleri birbirinin alternatifi değildir; çoğu zaman birlikte değerlendirilmelidir. Güncel yaklaşımda özellikle eGFR ile böbreğin süzme kapasitesi, idrar albümin/kreatinin oranı ile böbrek hasarının derecesi birlikte ele alınır. Bu iki parametre kronik böbrek hastalığının evresinin ve ilerleme riskinin değerlendirilmesinde önemli yer tutar.
Böbrek Hastalıkları Başarıyla Tedavi Edilebilir mi?
Böbrek fonksiyonlarında bozukluk olduğunu öğrenen hastaların en sık endişe ettiği konulardan biri ilerleyen dönemde diyalize ihtiyaç duyup duymayacaklarıdır. Ancak her böbrek hastalığı diyalizle sonuçlanmaz. Böbrek hastalığının nedeni, tanı konulduğu evre, kişinin yaşı, eşlik eden hastalıkları, idrardaki protein miktarı, tansiyon kontrolü ve böbrek fonksiyonlarının zaman içerisindeki değişim hızı hastalığın seyrini belirleyen önemli faktörlerdir.
Bazı böbrek hastalıkları tamamen düzelebilirken bazı kronik böbrek hastalıklarında mevcut hasarı bütünüyle geri döndürmek mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda tedavinin temel amacı kalan böbrek fonksiyonlarını mümkün olduğunca korumak, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve kalp-damar hastalıkları, anemi, elektrolit bozuklukları ve kemik-mineral metabolizması sorunları gibi komplikasyonların önüne geçmektir.
Diyabetin dikkatli şekilde kontrol edilmesi, diyabete bağlı böbrek hasarının önlenmesi veya ilerlemesinin yavaşlatılması açısından önemlidir. Kan şekeri kontrolünün yanında kan basıncı, idrarda albümin kaybı, kolesterol düzeyi, vücut ağırlığı ve kardiyovasküler risk faktörleri de birlikte değerlendirilmelidir.
Yüksek tansiyonun kontrol altına alınması böbreklerin korunmasındaki en önemli basamaklardan biridir. Özellikle idrarda protein kaybı bulunan bazı hastalarda kullanılacak tansiyon ilaçlarının seçimi böbreğin korunması açısından ek önem taşıyabilir. Tedavinin kişiye göre düzenlenmesi ve böbrek fonksiyonları ile potasyum gibi elektrolitlerin belirli aralıklarla takip edilmesi gerekir.
Günümüzde kronik böbrek hastalığının ilerlemesini yavaşlatmaya yönelik tedavi seçenekleri hastanın böbrek hastalığının nedenine, diyabet durumuna, eGFR değerine ve idrar albümin miktarına göre planlanmaktadır. Bazı hasta gruplarında böbrek ve kalp-damar sistemi üzerinde koruyucu etkileri gösterilmiş ilaç tedavilerinden yararlanılabilir. Ancak hangi ilacın hangi hastada kullanılacağı mutlaka hastanın klinik özellikleri ve böbrek fonksiyonları dikkate alınarak hekim tarafından belirlenmelidir.
Glomerülonefritler, hastalığın türüne göre farklı şekilde tedavi edilir. Bazı glomerüler hastalıklarda yalnızca destek tedavisi yeterliyken bazı durumlarda bağışıklık sistemini etkileyen özel tedavilere ihtiyaç duyulabilir. Bu nedenle glomerülonefritlerde doğru tanının konulması büyük önem taşır.
Böbrek taşları uygun tedavi ve korunma yöntemleriyle kontrol altına alınabilir. Tekrarlayan taş hastalığında taşın türünün ve oluşma nedeninin belirlenmesi, yeterli sıvı tüketimi, uygun beslenme değişiklikleri ve gerekli durumlarda ilaç kullanımı yeni taş gelişme riskini azaltabilir.
İdrar yolu enfeksiyonlarının zamanında ve uygun şekilde tedavi edilmesi, özellikle tekrarlayan enfeksiyonlarda altta yatan taş, tıkanıklık, reflü veya diğer yapısal problemlerin araştırılması önemlidir.
Beslenme de kronik böbrek hastalığının yönetiminin önemli parçalarından biridir. Ancak her böbrek hastasının aynı şekilde beslenmesi doğru değildir. Hastanın evresine, potasyum ve fosfor düzeylerine, idrarla protein kaybına, ödem durumuna, eşlik eden diyabet veya hipertansiyona ve kullanılan ilaçlara göre beslenme önerileri değişebilir. Gereksiz ve aşırı besin kısıtlamaları yetersiz beslenmeye yol açabileceğinden, özellikle ileri evre böbrek hastalarında kişiye özel beslenme planı oluşturulması önemlidir.
Ayrıca sigara kullanımının bırakılması, sağlıklı vücut ağırlığının korunması, hekim tarafından önerilen düzeyde fiziksel aktivite yapılması, tuz tüketiminin kontrol edilmesi ve böbrek açısından risk oluşturabilecek ilaçların bilinçsiz kullanılmaması böbrek sağlığının korunmasına katkıda bulunabilir.
Dolayısıyla kronik böbrek hastalığı tanısı otomatik olarak diyaliz anlamına gelmez. Erken tanı, doğru tedavi, düzenli nefroloji takibi ve altta yatan hastalıkların etkili şekilde kontrol edilmesiyle birçok hastada böbrek fonksiyonlarının uzun süre korunması veya hastalığın ilerleme hızının önemli ölçüde azaltılması mümkün olabilir.
Son Evre Böbrek Yetmezliği Nasıl Tedavi Edilir?
Tüm koruyucu ve medikal tedavilere rağmen böbrek fonksiyonlarının ileri derecede azalması veya hastalığın çok ileri evrede tanı alması durumunda böbreklerin görevlerini yeterli ölçüde yerine getiremediği bir tablo ortaya çıkabilir. İleri evre böbrek yetmezliğinde tedavi kararı yalnızca tek bir kreatinin veya eGFR değerine göre verilmez. Hastanın genel klinik durumu, üremik belirtileri, vücutta sıvı birikimi, potasyum ve asit-baz dengesi, beslenme durumu ve diğer komplikasyonlar birlikte değerlendirilir.
Son evre böbrek yetmezliğinde böbreğin görevlerini yerine koymaya yönelik temel tedavi seçenekleri hemodiyaliz, periton diyalizi ve böbrek naklidir.
Hemodiyaliz, hastanın kanının özel bir diyaliz cihazından geçirilerek metabolik atıklardan ve fazla sıvıdan temizlenmesine dayanan böbrek yerine koyma tedavisidir. Kan, diyalizör adı verilen özel bir filtreden geçirilir ve temizlendikten sonra yeniden hastaya verilir. Hemodiyaliz çoğunlukla diyaliz merkezlerinde uygulanmakla birlikte uygun hastalarda ve gerekli altyapının bulunduğu durumlarda evde hemodiyaliz seçenekleri de değerlendirilebilir.
Düzenli hemodiyaliz gerekeceği öngörülen hastalarda damar erişiminin önceden planlanması önemlidir. Uygun hastalarda arter ile ven arasında cerrahi olarak oluşturulan arteriovenöz fistül uzun süreli hemodiyaliz için tercih edilen damar erişim yöntemlerinden biri olabilir. Bu nedenle ileri evre kronik böbrek hastalarının nefroloji tarafından düzenli takip edilmesi, diyaliz gereksinimi ortaya çıkmadan önce gerekli hazırlıkların yapılabilmesine olanak sağlar.
Periton diyalizi, karın iç yüzeyini kaplayan periton zarının doğal bir filtre olarak kullanıldığı diyaliz yöntemidir. Özel diyaliz sıvısı karın boşluğuna yerleştirilen bir kateter aracılığıyla verilir. Belirli süre boyunca atık maddeler ve fazla sıvı kana ait damarlardan diyaliz sıvısına geçer ve daha sonra bu sıvı dışarı alınır. Periton diyalizi genellikle hasta tarafından ev ortamında uygulanabilir. Manuel değişimlerle gerçekleştirilen yöntemlerin yanı sıra gece uyku sırasında cihaz yardımıyla yapılan otomatik periton diyalizi seçenekleri de bulunmaktadır.
Hangi diyaliz yönteminin daha uygun olduğu her hasta için aynı değildir. Hastanın yaşı, mevcut hastalıkları, yaşam tarzı, damar yapısı, karın bölgesinde geçirilmiş ameliyatlar, sosyal koşulları ve kişisel tercihleri değerlendirilerek karar verilmelidir.
Böbrek nakli, uygun son evre böbrek yetmezliği hastalarında önemli bir böbrek yerine koyma tedavisidir. Nakledilen sağlıklı böbrek, hastanın yetersiz çalışan böbreklerinin birçok görevini üstlenebilir. Böbrek canlı vericiden veya uygun şartlarda kadavra vericiden alınabilir. Nakil sonrası yeni böbreğin bağışıklık sistemi tarafından reddedilmesini önlemek amacıyla bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların düzenli kullanılması ve hastanın yaşam boyunca yakın takip edilmesi gerekir.
Uygun hastalarda böbrek nakli, yaşam kalitesi ve uzun dönem sonuçlar açısından önemli avantajlar sağlayabilir. Bununla birlikte her hasta böbrek nakli için uygun olmayabilir. Nakil öncesinde ayrıntılı tıbbi değerlendirme yapılarak kalp-damar sistemi, enfeksiyonlar, kanser riski ve diğer sağlık sorunları açısından hastanın uygunluğu araştırılır.
İleri kronik böbrek hastalığında amaç yalnızca diyalize başlamak değildir. Hastanın diyaliz veya nakil gereksinimi ortaya çıkmadan önce sürece hazırlanması, farklı tedavi seçenekleri hakkında bilgilendirilmesi, damar yolu veya periton diyalizi kateteri gibi gerekli planlamaların zamanında yapılması ve uygun hastaların böbrek nakli açısından değerlendirilmesi tedavinin önemli bir parçasıdır.
Böbrek yetmezliğinde tedavi seçimi kişiye özeldir. Bu nedenle kreatinin yüksekliği, eGFR düşüklüğü veya böbrek yetmezliğini düşündüren belirtiler bulunan kişilerin yalnızca tek bir laboratuvar sonucuna göre değerlendirme yapması yerine bir nefroloji uzmanı tarafından ayrıntılı olarak değerlendirilmesi önemlidir.








































































